İzmir Hakkında Bilgi

  • İzmirde Gezilmesi Gereken Yerler!

    ÇEŞME

    ÇEŞME ADI NEREDEN GELİYOR?

    Çeşme, İzmir’in 94 km. batısında, kendi adını taşıyan yarımadanın en ucunda kurulmuştur. Gemiciler tarafından küçük liman diye adlandırılmıştır. Fakat Çeşme ve civarında kaynak suları bol olduğundan, zamanla çoğalan ve buz gibi suların aktığı çeşmelerinden dolayı da yöreye Çeşme denilmiştir. Sürekli akan bu kaynakların etrafında çeşme yaptırmak günümüzde olduğu gibi, eski geleneklerimiz arasında da yer almıştır. Çeşme adını, bir zamanlar yüz kadar olduğu söylenen bu çeşmelerden almıştır. Bu çeşmelerin hepsinin kendisine özgü bir özelliği ve mimarisi bulunur.

    TARİHİ

    Antik Dönem:

    Çeşme, Lydia, Pers, Pergamon (Bergama) Krallığı, Roma ve Bizans egemenliklerini yaşamıştır. Çeşme Limanı’nın ön plana çıkmasındaki en önemli faktörlerden biri de Sakız Adası’ndan Anadolu kıyılarına en yakın ve güvenilir nokta olmasıdır. Bu nedenle liman, yüzyıllar boyunca ticari alışverişi canlı halde sürdürebilmiştir.

    3. Yüzyılın son yarısı ile 14. Yüzyılın başlarında Batı Anadolu’nun ticari hayatına isim yazmış Cenevizler ’in etkisi görülmüştür. Aynı dönemde yöre bir ara Çaka Bey’in yönetimi ’ne girmişse de hâkimiyeti kısa sürmüştür.

    TARİHİ YERLER

      Çeşme Kalesi:

    Çeşme Kalesi

    2. Beyazıt tarafından 1508 yılında dikdörtgen biçiminde yaptırılan kale, 6 kulesi ve üç yanındaki hendeklerle muhteşem bir görüntü oluşturur. İlk yapıldığı zamanlarda denize sıfır olarak inşa edilen kale, zaman içerisinden denizin doldurulmasıyla daha içte kaldı. Kaleyi ziyaret ettiğinizde, kalenin önünde Büyük Türk Komutanı Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa’nın yanında aslanı bulunan heykeli de görülebilmektedir.


    Çeşme Kalesi surlar

    ÇEŞME PLAJLARI

    Çeşme Plajları

    Ilıca:
    Çeşme plajlarının ve özellikle Ilıca plajının en önemli özelliklerinden biri de, kıyıdan denize doğru yaklaşık yüz metrelik bir şeridin insan boyunu geçmeyecek derinlikte olması. Sığ sularda, özellikle termal kaynaklarla beslenen sularda ultraviyole ışınlarının insan sağlığına çok daha fazla yararlı olduğu bilimsel bulgularla kesinleşmiş durumda.


    Boyalık Koyu:
    Yaklaşık 5 km. uzunluğunda ve çok güzel plajlara sahip bir koydur. Ilıca plajının karakteristiklerini gösteren bu koy ayrıca bugün Çeşme’nin en hızlı gelişen turizm alanlarından birisidir. Bu koyun kuzey rüzgârlarına kapalı en sakin plajı ise Sakin Deniz (Ayayorgi) plajıdır.

    Şifne-Büyük Liman-Paşa Limanı:
    Ilıca plajı merkez olmak üzere kuzeydoğu yönünde Şifne’ye kadar uzanan kıyı bandı, güzel plajları ve kaplıcalarıyla büyüleyici bir merkez. Büyük Liman, Paşa Limanı koyları, turistik tesislerin, kamp alanlarının ve toplu yazlık konutların toplandığı bir yer konumunda. Şifne, kaplıcalarıyla ünlü bir merkez ve çok sayıda temiz ve düzenli pansiyon hizmet veriyor.

    Ildırı:

    Ildırı

    Antik Erythria kentinin bulunduğu Ildırı ve yöresi, doğal plajları ve kamp alanlarını bakımından kampçılar için ilginç bir yöre.

    Dalyan ve Sakızlı Koy:
    Çeşme yarımadasının kuzey kıyılarında yer alan bu turistik merkezler, tipik balıkçı mahallesi, evleri, limanı, plajları ve insanlarıyla Ege yaşantısının ve doğal güzelliklerinin toplandığı bir yöre.

    Çiftlikköy ve Pırlanta Plajı:
    Bu plaj Çeşme’nin güney ve güneybatısında yer alıyor. Burada da sizleri son derece kaliteli otel ve pansiyonlar bekliyor. Ayrıca burada kamp yapmak için de uygun alanlar bulunuyor. 

    Çatamaz Plajı:
    Çeşme ilçe merkezinden ulaşımın sağlandığı Çatazmak Plajı da Çeşme’nin görülmeye değer plajlarından.

    Eşek Adası:
    Eski adıyla “GONİ” olarak bilinen günümüzün Eşek Adası Çeşme`den yatlarla bir saat uzaklıkta, temiz koyları ve konuksever eşekleriyle günübirlik yat gezintileri için ideal bir yer. Ada tamamen turistik amaçlara hizmet etmekte ve Milli Parklar kapsamında olduğundan gece konaklaması mümkün değildir. Adanın hemen yanında bulunan Kara ada, doğal bir akvaryum görünümünde olan Mavi Koy sizi büyüleyen bir uğrak yeri olacak.

    KAPLICALAR:

    Çeşme Ilıcaları:

    Çeşme Ilıcaları plajı ve ılıcası aynı yerde olan dünyanın en ilginç ve zor bulunur ılıcalarından biridir. Suların sıcaklığı 58oC dolayındadır. Romatizmanın kronik her şekli, gut şişmanlık gibi metabolizma bozuklukları ile raşitizm, kadın, deri, hastalıkları, karaciğer ve idrar yollarının ağrılı hastalıklarında yararlı olmaktadır.

    İZMİR SAAT KULESİ

    İzmir Saat Kulesi, İzmir’de Osmanlı padişahı II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıldönümünü kutlamak için 1901’de inşa edilmiş tarihî saat kulesidir.

    Konak Meydanı’ndaki İzmir Hükûmet Konağı, Kemeraltı Çarşısı girişi, Konak Yalı Camii ve İzmir Büyükşehir Belediyesi binası arasındaki alanda yer alır. 25 metre yüksekliğinde ve dört katlı olan kule, Sultan II. Abdülhamid’in iradesi gereği Osmanlı vilayetlerinde aynı dönemde meydana getirilmiş birçok saat kulesinden birisidir. Ancak özgün mimarisi ve yapımında izlenen yöntem nedeniyle diğer saat kuleleri arasında özel bir yer edinmiştir. Osmanlı saat kuleleri içinde en estetik görünüşlü ve en zarifi olarak kabul edilir.

    Fransız mimar Raymond Charles Pére tarafından tasarlanan kulenin saatinin Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından hediye edildiğine dair kayıtlar vardır.

    TARİHİ

    Sultan Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıl dönümü olan 1900’de cülûs yıl dönümü için tüm İmparatorlukta büyük kutlamalar organize edilmekte ve günün anısına kalıcı eserler yaratmak için çalışılmakta idi. Bu süreçte devrin İzmir Valisi Kamil Paşa, 1 Ağustos 1900 tarihinde yerel yöneticiler, mülkî ve askerî idareciler, memurlar ve şehrin ileri gelenleriyle bir toplantı gerçekleştirmiş, Sarı Kışla yakınında çeşmeli bir saat inşa edilmesi bu toplantıda kararlaştırılmıştır.

    İnşaatı gerçekleştirmek üzere oluşturulan inşaat komisyonu, Fransız mimar Raymond Charles Péré’nin Arap mimarisi üslubunda hazırladığı Çeşmeli Saat Kulesinin tasarımını uygun buldu. Temel atma töreni 1 Eylül 1900’de Abdülhamid’in 24. cülus yıl dönümü kutlamaları sırasında yapıldı. Kulenin inşaatı 1901 yılı Ağustos ayı içinde genel hatlarıyla tamamlandı. Saatlerin tedarik edilmesi dahil diğer eksiklerin törenden sonra tamamlanmasına karar verildi ve açılış, Abdülhamid’in 25. cülus yıl dönümü olan 1 Eylül 1901’de yapıldı.

    Saatin dönemin Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından Osmanlı-Alman yakınlığı nedeniyle hediye edildiğine dair birtakım kayıtlar vardır.

    Kulenin üzerine II. Abdülhamid’in iktidarını yansıtmak amacıyla çeşitli semboller yerleştirilmişti. Saatlerin hemen altında iki tarafta tuğra, iki tarafta Osmanlı arması vardı. Cumhuriyet devrine, Osmanlıları hatırlatan ve öven yazı, işaret ve sembollerin kaldırılmasına ait kanunun çıkmasından sonra arma ve tuğralar kazınmış, yerlerine ay-yıldız yapılmıştır.

    Kule, 5,2 şiddetindeki 1974 İzmir depremi sırasında hasar aldı. Bu depremde saat kadranları üzerindeki son kat yıkılmış ve saat depremin oluş saati olan 02:04’te durmuştur. İki yıl içerisindeyse kule onarılmış ve saat tekrar çalışır vaziyete getirilmiştir. Saat, 2016 yılına kadar çalışır hâlde gelmiştir.

    2016 Türkiye askerî darbe girişimi sonrasında düzenlenen “demokrasiyi koruma” amaçlı eylemler sırasında 16 Temmuz 2016 sabahı saat kulesi hasar görmüş, saat ve çeşmeler çalınmıştır. Saati çalan 1999 doğumlu genç, olaydan bir hafta sonra yakalanmıştır. Şubat-Eylül 2019 tarihleri arasında kulede yenileme ve güçlendirme çalışmaları yapıldı.

    MİMARİSİ

    81 metrekare taban üzerine sekizgen şekilde ve dört basamaklı haç biçiminde mermer bir platform üzerine yapılan Saat Kulesi, 25 metre yüksekliğinde ve dört katlıdır. Kulenin platformu beyaz mermerden, diğer bölümleri ise kesme taştan yapılmıştır.

    Şadırvan anlayışında tasarlanmış dairesel esas etrafında dört çeşmesi vardır ve kolonlar Kuzey Afrika temasını taşır.

    Gövdenin dört tarafında, orta yerinde açılmış at nalı kemerli küçük nişli balkon görüntüsü veren unsurlar görülür. Bunun üzerinde, Doğu ve Batı yönlerinde birer Osmanlı arması, Kuzey ve Güney yönlerinde ise Sultan II. Abdülhamit’in tuğraları kabartma olarak yapılmıştır.

    Gövde, içleri beş kollu yıldızlarla doldurulmuş baklava dilimli kabartmalarla bezenmiştir. Gövdenin üst bölümü üç sıra mukarnasla genişletilmiş ve dış yüzüne dört adet 75 cm çapında saat konulmuştur.

    TARİHİ ASANSÖR

    Tarihî Asansör, İzmir’de bulunan tarihsel bir yapıdır.

    Biri diğerinden 58 m yüksekte olan Mithatpaşa Caddesi ile, Şehit Nihatbey Caddesi‘nin arasında işleyen iki asansörü barındıran asansör kulesidir. 1907 yılında Musevi iş adamı “Nesim Levi (Bayraklıoğlu)” tarafından yaptırılan asansör, birinden diğerine 155 basamakla ulaşılan iki semt arasında hızlı ve kolay ulaşım sağlama amacıyla yaptırılmıştır. Günümüzde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından eğlence, kültür ve dinlenme mekanı olarak kullanılır; kentin önemli bir turistik durağıdır.

    TARİHÇE

    İzmir’in Karataş bölgesi tarih boyunca taş ocağı olarak kullanıldığından, sahil şeridi (bugünkü Mithatpaşa Caddesi) ile yukarıdaki Halil Rıfat Paşa semti uçurumlarla birbirinden ayrılmıştı. İki semt arasına Türklerin “Karataş Merdivenleri”, yukarıdaki semte yerleşen Yahudilerin “Devidasların Merdiveni” adını verdikleri merdivenler yapıldı. Merdivenlerin üst kısmındaki Devidas ailesinin evi, aşağıdaki en büyük evde ise Nesim Levi (Bayraklıoğlu) adlı tüccarın evi bulunuyordu. Baba Devidas’ın bir gün merdivenlerde düşüp ayağını kırmasından sonra dostu Nesim Levi’nin Avrupa şehirlerinde gördüklerine benzer bir asansör yapma fikrini geliştirdiği anlatılır. Asansör kulesi Marsilya’dan getirtilen tuğlalar ile yapıldı. İnşaatı 1907’de tamamlandı. 1942 yılında satılıncaya kadar geliri Karataş Musevi Hastanesi’nin giderlerini karşılamakta kullanılıyordu.

    Asansör giriş kapısının üzerinde, İbranice yazının yanı sıra Fransızca “Ascenseur Construit Par Mon. Nissim Levy 1907′” yazılı kitabe bulunmaktadır. Asansör kulesi, taş yapı temeli üzerine tuğla örülü olup asansörün taş yapı bölümünün ardından balkona kadar iki kademede ufalarak devam eden tuğla döşemeleri, Marsilya’dan getirilmiştir. Asansörün varış noktasında, demir konsollar ile taşınan ve dökme demir korkulukları çeşitli motiflerle süslenmiş ahşap bir balkon bulunur.

    Uzun yıllar Jozef Palambo tarafından işletildi. 1942 yılında el değiştiren asansör, işleticilerin iş bırakması, ölmesi gibi nedenlerle bir süre kapalı kaldıktan sonra 1983’te İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne aynı amaçla kullanılmak şartıyla bağışlandı. 1985 senesinde Burhan Özfatura’nın belediye başkanlığı döneminde restore edildi . 1985’teki restorasyondan önce kuledeki asansörlerden biri buharla, diğeri elektrikle çalışırdı. 1985’te, asansörlerin her ikisi de elektrikle çalışacak şekilde düzenlenmiştir. Yüksel Çakmur döneminde Dario Moreno Sokağı’ndaki sokakla sınırlı restorasyon birlikte bir tadilat daha geçirmiş ve 20 Haziran 1993’te hizmete açılmıştır.

    Yapının sahipleri sırasıyla Nesim Levi Bayraklıoğlu (yapının banisi), Şerif Remzi Reyent (1942’te satın aldı), Ayla Ökmen ve İzmir Büyükşehir Belediyesi (1983’ten beri) olmuştur.

    Günümüzde asansör çalışır durumda olup üst katı ise kafeterya ve küçük bir seyir balkonu ile hizmet vermektedir. Asansöre, halk arasında “Asansör Çıkmaz Sokağı” olarak bilinen, resmi adı “Dario Moreno” olan sokaktan ulaşılmaktadır. Kule, taş olan iki bölümden sonra tuğla olarak yükselir. Yapının Şehit Nihatbey Caddesi’ne ulaştığı yerde demir konsollar üzerinde taşınan ahşap bir balkon bulunur. Bu balkondan İzmir şehri kuşbakışı izlenebilmektedir.

    EFES ANTİK KENTİ

    Efes (Eski Yunanca: Ἔφεσος Ephesos, sonuçta Hititçe Apasa’dan türemiş olabilir), Anadolu’nun batı kıyısında, bugünkü İzmir ilinin Selçuk ilçesinin üç kilometre güneybatısındaki İyonya kıyısında ve sonraları önemli bir Roma kenti olan antik bir Yunan kentiydi. Kuruluşu Cilalı Taş Devri MÖ 6000 yıllarına dayanır. MÖ 10. yüzyılda eski Arzawa başkentinin yerine Attik ve İyonyalı Yunan kolonistleri tarafından inşa edilmiştir.

    Klasik Yunan döneminde İyonya’nın on iki şehrinden biriydi. Şehir, MÖ 129’da Roma Cumhuriyeti ‘nin kontrolüne geçtikten sonra gelişti.

    1994’te UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilen Efes 2015’te ise Dünya Mirası olarak tescil edildi.

    Şehir antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan yakındaki Artemis Tapınağı (M.Ö. 550 BC; civarında tamamlandı) ile ünlüdür. Diğer birçok anıtsal yapı arasında Celsus Kütüphanesi ve 25,000 seyirci alabilen bir tiyatro vardır. Efes, Vahiy Kitabı ‘nda adı geçen Asya’nın yedi kilisesinden biriydi Yuhanna İncili burada yazılmış olabilir.

    Şehir 5. yüzyıl birkaç Hristiyan konsilinin yeriydi (bkz. Birinci Efes Konsili). Şehir 263 yılında Gotlar tarafından yıkıldı ve yeniden inşa edilmesine rağmen limanın Küçük Menderes nehri tarafından yavaş yavaş silinmesi nedeniyle şehrin ticaret merkezi olarak önemi azaldı. MS 614’teki bir depremde kısmen tahrip oldu. Efes harabeleri kısmen Adnan Menderes Havalimanı’ndan veya Kuşadası Limanı’ndan yaklaşık 30 km güneyindedir.

    2015 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak eklendi.

    TARİHÇE

    Neolitik döneMİ

    Efes’i çevreleyen alan yakındaki Arvalya ve Cukurici olarak bilinen yapay höyükler tarafından ortaya çıkarıldığı üzere Neolitik Çağ (yaklaşık MÖ 6000) sırasında zaten iskan edilmişti.

    1996 yılı içinde Selçuk, Aydın ve Efes yol üçgeninin yaklaşık 100 m kadar güney batısında, mandalina bahçeleri arasında Derbent Çayı’nın kıyısında Çukuriçi Höyük saptanmıştır. Arkeolog Adil Evren başkanlığında yapılan araştırma ve kazılar sonucu, bu höyükte taş ve bronz baltalar, iğneler, açkılı seramik parçaları, ağırşaklar, obsidien (volkanik cam) ve sileks (çakmak taşı), deniz kabukluları, öğütme ve perdah aletleri bulunmuştur. Yapılan değerlendirmelerle Çukuriçi Höyük’te Neolitik dönemden Erken Bronz Çağına kadar bir yerleşimin ve yaşamın olduğu saptanmıştır. Aynı tür malzemeler yine Selçuk, Kuşadası yolunun yaklaşık 8. km’de Arvalya Deresi’nin bitişiğinde Gül Hanım tarlasında Arvalya Höyük saptanmıştır. Çukuriçi ve Arvalya (Gül Hanım) höyüklerinde saptanan eserler ile Efes’in yakın çevresinin tarihi böylece Neolitik Dönem’e kadar ulaşmaktadır.

    Helenistik dönem

    MÖ 1050 yıllarında Yunanistan’dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, MÖ 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır. Bugün gezilen Efes ise Büyük İskender’in generallerinden Lisimahos tarafından MÖ 300 yıllarında kurulmuştur. Şehir Roma’dan özerk bir şekilde Apameia Kibotos şehri ile ortak para bastırmıştır. Bu şehirler klasik dönemdeki Küçük Asya’da çok parlak yarı özerk davranmaya başlamışlardı. Lisimahos, kenti Miletli Hippodamos’un bulduğu “Izgara Plan”a göre yeniden kurar. Bu plana göre, kentteki bütün cadde ve sokaklar birbirini dik olarak keser.

    Roma dönemi

    Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Roma İmparatoru Augustus zamanında, Asya Eyaleti’nin başkenti olmuş ve nüfusu o dönem (MÖ 1.-2. yüzyıl) 200.000 kişiyi aşmıştır. Bu dönemde her yer mermerden yapılmış anıtsal yapılarla donatılır.

    4. yüzyılda limanın dolmasıyla Efes’te ticaret geriler. İmparator Hadrianus, limanı birkaç kez temizletir. Liman kuzeyden gelen Marnas Çayı ve Küçük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla dolar. Efes denizden uzaklaşır. 7. yüzyılda Araplar bu kıyılara saldırır. Bizans döneminde tekrar yer değiştiren ve ilk kez kurulduğu Selçuk’taki Ayasuluk Tepesi’ne gelen Efes, 1330 yılında Türkler tarafından alınır. Aydınoğullarının merkezi olan Ayasuluk, 16. yüzyıldan itibaren giderek küçülmeye başlamıştır. Günümüzde ise bölgede Selçuk ilçesi bulunmaktadır.

    Efes ören yerinde, Hadrianus Tapınağı girişindeki frizde Efes’in 3 bin yıllık kuruluş efsanesi şu cümlelerle yer alır: Atina kralı Kodros’un cesur oğlu Androklos, Ege’nin karşı yakasını keşfetmek ister. Önce, Delfi kentindeki Apollon Tapınağı’nın kahinlerine danışır. Kahinler ona, balık ve domuzun işaret ettiği yerde bir kent kuracağını söyler. Androklos bu sözlerin anlamını düşünürken Ege’nin lacivert sularına yelken açar… Kaystros (Küçük Menderes) Nehri’nin ağzındaki körfeze geldiklerinde karaya çıkmaya karar verirler. Ateş yakarak tuttukları balıkları pişirirlerken çalıların arasından çıkan bir yaban domuzu, balığı kaparak kaçar. İşte kehanet gerçekleşmiştir. Burada bir kent kurmaya karar verirler…

    Doğu ile Batı arasında başlıca kapı durumunda olan Efes önemli bir liman kenti idi. Bu konumu Efes’in çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkenti olmasını sağlamıştır. Efes, antik çağdaki önemini yalnızca buna borçlu değildir. Anadolu’nun eski anatanrıça (Kybele) geleneğine dayalı Artemis kültürünün en büyük tapınağı da Efes’te yer alır.

    MÖ 6. yüzyılda bilim, sanat ve kültürde Milet ile birlikte en ön sırada yer alan Efes, bilge Herakleitos, rüya tabircisi Artemidoros, şair Callinos ve Hipponaks, gramer bilgini Zenodotos, hekim Soranos ve Rufus gibi ünlü kişileri yetiştirmiştir.

    Mimari eserler

    Efes, tarihi boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden kalıntıları yaklaşık 8 kilometrelik geniş bir alana yayılır. Ayasuluk Tepesi, Artemision, Efes ve Selçuk olarak dört ana bölgedeki harabeler yılda ortalama 1,5 milyon turist tarafından ziyaret edilmektedir. Tümüyle mermerden yapılmış ilk kent olan Efes’teki başlıca yapılar ve eserler aşağıda açıklanmıştır:

    Artemis Tapınağı

    Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı, antik dünyanın mermerden inşa edilmiş ilk tapınağı olup temelleri MÖ 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Tanrıça Artemis’e ithafen Lidya kralı Croesus tarafından yaptırılan yapı, Yunan mimar Chersiphron tarafından tasarlanmış ve dönemin en büyük heykeltıraşları Pheidias, Polycleitus, Kresilas ve Phradmon tarafından yapılmış olan bronz heykellerle süslenmişti. Büyüklüğü 130 x 68 metre ve ön cephesi diğer Artemis (Ana Tanrıça) tapınakları gibi batıya dönüktü. Tapınak hem bir pazaryeri, hem de bir dini müessese olarak kullanılıyordu. Artemis Tapınağı MÖ 21 Temmuz 356’da adını ölümsüzleştirmek isteyen Herostratus adlı bir Yunan tarafından yakıldı. Aynı gece Büyük İskender doğmuştur. Büyük İskender Anadolu’yu fethettiğinde Artemis Tapınağı’nın yeniden yapılması için yardım teklif etmiş fakat reddedilmiştir. Tapınaktan günümüze sadece birkaç mermer blok kalmıştır.

    Artemis Tapınağı ile ilgili kazı çalışmaları 1863 yılında British Museum’un katkılarıyla arkeolog John Turtle Wood tarafından başlatılmış ve 1869 yılında 6 metre derinlikte, Artemis Tapınağı’nın temellerine ulaşılmıştır.

    Celsus Kütüphanesi

    Roma dönemi yapılarının en güzellerinden birisi olan yapı hem kütüphane, hem de mezar anıtı görevini üstlenmiştir. 106 yılında Efes valisi olan Celsius ölünce, oğlu kütüphaneyi babasının adına mezar anıtı olarak yaptırmıştır. Celsius’un lahdi kütüphanenin batı duvarı altındadır. Cephesi 1970-1980 yılları arasında restore edilmiştir. Kütüphanede kitap ruloları, duvarlardaki nişlerde saklanıyordu.

    Meryem Ana Evi

    Bülbüldağı’nda İsa’nın annesi Meryem’in son yıllarını Yuhanna ile birlikte geçirdiğine inanılan kilisedir. Hristiyanlar için hac yeridir ve bazı papalar tarafınan da ziyaret edilmiştir. Meryem’in burada ölü mezarının da Bülbüldağı’nda olduğu düşünülmesine karşın Kitab-ı Mukaddes’te anlatıldığı gibi Meryem’in mezarı dönemin selefkosunda bugünün Silifke’sinde olduğu inanılmaktadır.

    Yedi Uyurlar (Ashab-ı Kehf)

    Bizans döneminde mezar kilisesi haline getirilmiş olan bu yer, Geç Roma imparatorlarından Decius zamanında putperestlerin zulmünden kaçan yedi Hristiyan gencin Panayır Dağı eteklerinde sığındıkları rivayet edilen mağara olduğuna inanılır. Dünya üzerinde ilgili mağaranın kendi sınırları içinde olduğunu iddia eden 33 kent olmasına karşın Hristiyan kaynaklarının çoğuna göre kent hristiyanlarca kutsal sayılan Efes’tir. Türkiye’de Yedi Uyurlar mağarası olarak en çok bilinen ve ziyaret edilen mağara ise dönemin önemli bir merkezi ve St. Paul’ün doğum yeri olan Tarsus’takidir. Eski ismi Arap kaynaklarında Efsus şeklinde geçen Afşin de bilim adamlarından oluşan bir heyete hazırlattığı rapor ve yerel mahkemede açtıkları keşif davası ile iddiasını arttırmıştır. Türkiye’deki diğer Ashab-ı Kehf ise Lice’dedir.

    Efes’teki bu mağaranın üstüne bir kilise yapılmış hali 1927-1928 yılları arasındaki bir kazıda ortaya çıkarılmış, kazı sonucunda 5 ve 6. yüzyıla ait olan mezarlar da bulunmuştur. Yedi Uyurlar’a ithaf edilmiş yazıtlar hem mezarlarda hem de kilise duvarlarında bulunmaktadır.

    İsa Bey Camii

    1374-75 yılında Aydınoğulları’ndan İsa Bey tarafından Ayasuluk Tepesi’ne Mimar Şamlı Dımışklıoğlu Ali’ye inşa ettirilmiştir. Artemis Tapınağı ile Saint Jean Kilisesi arasında yer almaktadır. Anadolu cami mimarisinin ilk örneklerini sergiliyen camide zengin süslemeler ve çiniler vardır. 19. yüzyılda kervansaray olarak da kullanılmıştır.

    Başlıksız yazı 3